DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, yüz binlerce tasarruf sahibini mağdur eden yatırım fonu krizindeki siyasi, idari ve finansal bağların aydınlatılması amacıyla TBMM Başkanlığı’na araştırma önergesi sundu. Çiçek, kamu bütçesinin kullanılması yerine zararın haksız kazanç elde eden sorumlulardan karşılanmasını talep etti.
TBMM Başkanlığı’na iletilen önergede, krizin sadece portföy yönetim şirketlerinin faaliyetleriyle sınırlı görülemeyeceği vurgulandı. Denetleyici otoriteler, piyasa paydaşları ve idari organlar arasındaki işleyişin bütünüyle sorgulanması gerektiğini belirten Çiçek, gerekçede şu değerlendirmelerde bulundu:
“Yatırım fonları üzerinden ortaya çıkan vurgun, birkaç fon yöneticisi veya şirketin işlemleriyle açıklanabilecek bir mesele değildir. Fon ve portföy yönetim şirketlerinden aracı kurumlara, piyasa altyapısından düzenleyici kurumlara ve siyasi-bürokratik karar mekanizmalarına uzanan ilişkiler zinciri bu sürecin nasıl büyüyüp sürdürülebildiğini göstermektedir. Dolayısıyla mesele yalnızca kimin hangi işlemi yaptığı değil; bu ölçekte bir servet ve risk aktarımını mümkün kılan ekonomik, siyasi ve bürokratik ilişkiler bütünüdür”
Risklerin Aylar Öncesinden Bilindiği İddiası
Finansal tablodaki bozulmaların önceden tespit edildiğini savunan Çiçek, resmi kurumların sürece dair takvimine dikkat çekerek şöyle dedi:
“Nitekim risklerin ancak kriz patladıktan sonra fark edildiği söylenemez. SPK, olağandışı fiyat hareketlerinin 2025’in son çeyreğinde gözlemlendiğini ve konunun 2 Aralık 2025’te Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesinin gündemine geldiğini açıklamıştır. Bakanlık 11 Şubat 2026’da düzenleme taslağının yürürlüğe alınmasını bildirmesine rağmen Rehber ancak 28 Ağustos’ta yayımlanmış; 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiyeye alınmıştır. SPK, bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunduğunu 23 Eylül’de açıklamıştır. Devlet kurumları riski aylar öncesinden bildiği halde bu fon ve şirket ağları büyümeye ve yeni yatırımcı çekmeye devam etmiştir”
Sistemin işleyişine ve denetim mekanizmalarına işaret eden Çiçek, şu ifadeleri kullandı:
“Fonların büyümesi, belirli hisselerde yoğunlaşması ve yatırımcılara açılması çok sayıda kurumun gözetiminde gerçekleşmiştir. Lisanslı ve sürekli kayıt üreten bir sistem içerisinde yüz binlerce kişiyi etkileyen bu mekanizma ne ‘yetersiz denetim’ ne de birkaç kişinin ‘sistemi kandırdığı’ iddiasıyla açıklanabilir”
Siyasi ve Bürokratik İddialar
Önerge metninde, kamuoyunda ve Meclis kulislerinde yer bulan isimlere ve sermaye ilişkilerine de yer veren DEM Parti Milletvekili Çiçek, şunları kaydetti:
“Basına ve Meclis gündemine yansıyan iddialarda Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, eski Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu, AKP İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi ile bazı bürokratların veya yakınlarının TLY fonunun kapalı dönemiyle bağlantıları gündeme getirilmiş; tasfiye edilen Bulls fonlarının bağlı olduğu holdingin ortakları arasında Mumcu’nun eşinin bulunduğu da basına yansımıştır. Eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya, eşiyle birlikte OZATD hisselerinden kriz öncesinde 2,17 milyar lira çektiği iddiasının ardından AKP Genel Başkan Yardımcılığından istifa etmiş, iddialara yanıt vermemiştir. Mesele, iktidara ve üst bürokrasiye yakınlığın bilgiye erişim, işlem avantajı, denetimden kaçınma veya düzenleyici kararları etkileme imkânı yaratıp yaratmadığıdır”
Bürokrasi ile piyasa aktörleri arasındaki görev değişimlerine değinen Çiçek, şu ifadeleri kullandı:
“Sermaye ile bürokrasi arasındaki geçişkenlik de somuttur. Tera Finansal Yatırımlar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, SPK’nın Şubat 2026’da fon düzenlemesi için görüş istediği Merkezi Kayıt Kuruluşunun (MKK) Yönetim Kurulu ve Denetim Komitesinde 2023-2026 yıllarında yer almıştır. Eski TCMB Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci ise 18 Eylül 2026’ya kadar Tera Finansal Yatırımlar Holding’de Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve CEO olarak görev yapmıştır. Bu geçişkenlik, çıkar çatışmalarının nasıl önlendiği ve kamu gücünün sermaye çevreleriyle hangi kanallarda kesiştiği sorusunu doğurmaktadır”
Faturanın Topluma Kesilmemesi Çağrısı
Merkez Bankası, Türkiye Varlık Fonu ve kamu bankalarının attığı adımları hatırlatan Çiçek, çözümün kamu bütçesi üzerinden sağlanmaması gerektiğini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Kriz sonrasında kamu kurumları da devreye girmiştir. TCMB likidite imkânlarını genişletmiş, Türkiye Varlık Fonu borsada alım yapmış; kamu bankası Emlak Katılım, Katılımevim, Birevim ve İktisat Katılım Bankasının pay devirleri için resmî izin başvurusu yaptığını açıklamıştır. Mağduriyetlerin giderilmesi kamu bütçesinin özel zararları üstlenmesine indirgenmemelidir. Hukuka aykırı işlemlerden sağlanan haksız kazançlar ve ilişkili taraflara aktarılan kaynaklar geri alınarak mağdurların zararlarının giderilmesinde kullanılmalıdır. Krizin bedeli, oluşmasında hiçbir sorumluluğu bulunmayan emekçilere ve toplumun geneline ödetilmemelidir”
Araştırma komisyonunun hedeflerini sıralayan Çiçek, sözlerini şu şekilde tamamladı:
“Bu nedenlerle kurulacak Meclis Araştırması Komisyonu; sermaye grupları, siyasi iktidar, bürokrasi, piyasa altyapısı ve düzenleyici kurumlar arasındaki ilişkilerin bu mekanizmadaki rolünü; riskler bilindiği halde sistemin neden işlemeye devam ettiğini; kimlerin kazanç sağladığını, riskin ve zararın kimlere aktarıldığını; siyasi veya bürokratik nüfuzun süreçte etkili olup olmadığını; özel zararların kamu kaynaklarına aktarılıp aktarılmadığını ve mağduriyetlerin sorumlulardan tahsil edilecek kaynaklarla nasıl giderilebileceğini ortaya çıkarmalıdır”

